Hamidullah Rizazade

Türkiye-Afganistan İlişkilerinde: Tarihten Stratejik Ortaklığa Çok Katmanlı Dönüşümü 1921'den Günümüze
1 Mart 1921 tarihinde Türkiye ile Afganistan arasında imzalanan Dostluk Antlaşması, iki ülkenin modern siyasal kimliklerinin şekillendiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Ankara Hükûmeti ile Emanullah Han yönetimi arasındaki bu mutabakat, yalnızca diplomatik bir tanıma değil; iki bağımsızlık mücadelesinin kesişiminde inşa edilen normatif bir dayanışmadır. Bu erken dönem etkileşimi, Türkiye–Afganistan ilişkilerini "kriz anlarında şekillenen taktik ortaklık" olmaktan çıkarıp, tarihsel sürekliliği olan bir dostluk çerçevesine yerleştirmiştir. 1920'ler ve 1930'larda askerî danışmanlık, kurumsal reform ve idari modernleşme alanlarında kurulan temaslar, ilişkilerin yapısal derinliğini artırmıştır.
Türkiye–Afganistan ilişkileri, yalnızca devletler arası diplomasiye değil, ortak İslam medeniyeti birikimine, tarihsel etkileşimlere ve Orta Asya–Anadolu hattındaki kültürel dolaşıma dayanır. Dil, edebiyat ve tarihsel hafıza, iki toplum arasında sembolik yakınlık üretmiştir. Bu kültürel sermaye, modern dönemde kamu diplomasisinin önemli bir aracı hâline gelmiştir. Kültürel etkinlikler, akademik sempozyumlar ve diasporik etkileşimler, ilişkilerin toplumsal meşruiyetini güçlendirmiştir. Kültür ise, stratejik ortaklığın "yumuşak güç" boyutunu temsil etmiştir.
Cumhuriyet'in ilk dönemlerinden itibaren Türkiye'nin Afganistan'a öğretmenler, askerî uzmanlar ve teknik danışmanlar göndermesi, ilişkilerin en kalıcı alanlarından birini oluşturmuştur. Eğitim iş birliği, iki ülke arasında güven inşa eden ve uzun vadeli etki üreten bir politika aracı olmuştur. Sonraki dönemlerde burs programları, üniversiteler arası iş birlikleri ve mesleki eğitim projeleri, Afgan insan kaynağının gelişimine katkı sağlamıştır. Eğitim alanındaki iş birliği, yalnızca teknik kapasiteyi artırmakla kalmamış; aynı zamanda ortak elit ağlarının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu durum, diplomatik ilişkilerin sürekliliğini destekleyen görünmez bir altyapı üretmiştir.
Afganistan'ın Orta ve Güney Asya'yı bağlayan jeopolitik konumu, tarihsel olarak büyük güç rekabetinin merkezinde yer almasına yol açmıştır. Türkiye ise Avrasya, Orta Doğu ve Balkanlar arasında konumlanan bir bölgesel güçtür. Bu iki ülkenin ilişkileri, doğrudan askerî ittifaktan ziyade, istikrar, devlet kapasitesi ve bölgesel güvenlik perspektifi üzerinden şekillenmiştir. Özellikle 2001 sonrası dönemde Türkiye'nin Afganistan'daki varlığı, daha çok eğitim, yeniden inşa ve güvenlik sektörüne destek ekseninde gelişmiştir. Bu yaklaşım, Türkiye'nin bölgesel rolünü "askerî müdahale aktöründen ziyade "istikrar destekleyici aktör" olarak konumlandırma çabasını yansıtır.
Türkiye–Afganistan diplomatik ilişkileri, rejim değişimleri ve bölgesel kırılmalara rağmen tamamen kopmamış; temkinli fakat süreklilik arz eden bir çizgide ilerlemiştir. Diplomasi, zaman zaman insani yardım, zaman zaman güvenlik koordinasyonu, zaman zaman da arabuluculuk girişimleri üzerinden yürütülmüştür. Bu bağlamda 1 Mart Türkiye–Afganistan Dostluk Günü, tarihsel bir anmanın ötesinde; iki ülke arasındaki diplomatik hafızayı ve kurumsal devamlılığı simgeleyen sembolik bir tarihtir.
Sonuç olarak Türkiye–Afganistan ilişkileri; tarihsel dayanışma, kültürel yakınlık, eğitim temelli kurumsal iş birliği ve stratejik istikrar arayışı üzerine inşa edilmiş çok katmanlı bir yapıya sahiptir. 1 Mart 1921 Antlaşması, bu ilişkinin sembolik başlangıç noktası olmakla birlikte, esas önemini ürettiği diplomatik süreklilikten almaktadır. Gelecekte ilişkilerin derinliği; kültürel diplomasi kapasitesinin güçlendirilmesi, eğitim ağlarının genişletilmesi ve bölgesel istikrara katkı sağlayacak çok taraflı iş birliği modellerinin geliştirilmesine bağlı olacaktır.
